Genelde çoğu azılı azınlıktan oluşmuş bir partinin grup başkanvekili durup dururken Türklük adına duymuş olduğu kin ve nefreti birden Türk Dili üzerinden kusmuştu. 

Önce saçma söz ve hareketlerine bakalım. Sonra da şeceresi üzerinden kim olduğuna…

Kahramanmaraş’ta Uluslararası 8. Kitap Fuarı’nda bakalım kürsüden ne söylemiş: ” TARİH’ teki en sert kültürel devrim; Türkiye’de yaşanmıştır. Mesela: Fransız Devrimi her şeyi yıkmıştır lakin dile yani lügate dokunmamıştır. Yine en sert devrimlerden bir tanesi de Mao’nun Çin’de yapmış olduğu kültürel devrimdir; o da dile dokunmamıştır. Maalesef bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet bizim; lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, sözün kısası bütün düşünce setlerimizi yok etmiştir. Bugün konuştuğumuz Türkçe’nin düşünce üretebilmesi mümkün değildir. Bugün konuştuğumuz Türkçe ile bir düşünce üretemeyiz sadece ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz, konuşma ihtiyacımızı karşılayabiliriz. Mesela; melül, mahzun, inkisar, keder, hüzün, buhran bunların hepsini tek bir kelimeyle ifade ediyoruz; stresliyim.” şeklinde konuştu. 

Türkçe; kadim dillerin birini teşkil ederken,

%60 ı Sözde Arapça, % 20 si Farsça, %10 u Türkçe, %10’u  Fransızca ve Latinceden ibaret olan dil olmayıp aslında bir ailenin konuştuğu Osmanlıca uyduruğu, sessiz harfleri bile olmayan bu toparlanmış arap alfabesini ve dilini savunur gibi görünmesi ve de köklü Türkçeyi küçümsemesi neyin nesiydi? Kimdir bu adam?

Osmanlı; Saray şeceresi dışında halkının şeceresini asla tutmaz ancak; Osmanlı, ekmez, dikmez üretmez, düşmanın kafasına vurur ganimet ve vergi alır. Ayrıca, Anadolu’daki Kendi öz Türk Halkından da, hem asker alır hem de; ağır aşar, öşür, salma vergileri alırdı. Bu vergileri takip edebilmek için de, köylerdeki vatandaşın kayıtlarını salhanelerde, defteri kebirlerinde tutardı. Burada kişilerin lakapları ile baba, dede adlarıyla kayıt edilirlerdi.

Ayrıca: Azınlıklar, ayrı dinden olanlar; Museviler, Sinagoglarda, Hristiyanlarsa, Kiliselerde vaftiz edilirken, gerçek etnik grubuna dayalı adları yazılırdı. İşte bu kayıtlara bakmak bir kere daha icap etti.

Mahiryan: Baba tarafından Kahramanmaraş, Elbistanlı.

Annesi ise Malatya Darendeli görünmektedir. 

Annesi Fitnat Hanım Armen/ Ermeni kızı olduğu görülmektedir.

Fitnat: Ahmet Mahir ve Fatma’nın çocuğudur ve 1926 da doğmuştur. 

Fitnat Ünal’ın anne ve babası ise: Malatya Darende Heyiketeği kayıtlıdır. Fitnat’ın dedesi Hacador, ninesi ise Essiye olup, Ermeni’dir. 

Fitnat Ünal’ın annesi Fatma Beşeryen ise: Amasya Ermenilerindendir. 

Mahiryan’ın annesi Fitnat, anne ve baba tarafından soyu Ermeni kökenlidir.

Fitnat Ünal’ın erkek kardeşinin adı: Başer Beşeryen’dir.

Başer Beşeryen, Mahir Ünal’ın dayısıdır.

Mahiryan’ın dayısı Beşeryen’in kayınvalidesinin adı Pakraduni Yeranuhi’dir. Kayınpederinin adı Armani Agopyan’dır. 

Yeranuhi ve Agopyan’ın kızı Zümrüt: Başer Başeryen ile evlidir.

Malatya Darende’nin Ermenileri; Kilikya Ermeni Krallığına bağlı olup bu ilçe ve Heyiketeği Köyü’ndeki ve diğer bölgelerdeki Ermeniler 1914’e kadar bu köylerde yaşamışlardır.

Zeytun İsyanları: 1545 den başlayarak kurtuluş savaşı sonuna kadar yıllarca aralıklarla devam etmiştir. 1780 yılında Maraş valisini katletmişlerdir. 1832, 1852, 1861, 1878, 1893 Hınçak ortak isyanı, 1895 büyük isyanlardandır.

Birinin dedesi 1852 deki isyana katılmıştır.

Bu yıllar arasında Kozan, Haçın ve Orta Toroslar’da Ermeniler Osmanlıya kafa tutup, yedi kere isyan etmişlerdir. Tarihe ‘Ermeni Zeytun İsyanı’ olarak geçmiştir. Hatta bu isyana Bahçalıyanın dedesi Ağcayan da katılmış, Cemalpaşa kuvvetleri önünde bozguna uğrayıp kaçmışlar. Osmanlı jandarması yakalamış arazide seyyar kadı yargılayıp, kellesini kestirip bal peteğinde padişaha yollamış. Şimdi kardeşi ile Ağcayan, mezarında kellesiz yatmaktadır. Pakraduni Teyub, Pakarattan atıyla gelerek isyana katılmış ve de orta Toroslar’da Osmanlı askerlerince öldürülmüştür, mezarı bilinmemektedir. Asalet :”Dedem Toroslarda şehit düşmüş mezarı bile yoktur” diye anlatır. Zeytun İsyanı’na katıldığını söylemez.

Darende’de 1914 de 3983 Ermeni  istihdam ediyordu.

Beldede: Meryem Ana Katedrali ve üç kilise, üç azınlık okulu vardı.

Katedral bir müddet: Katolikosluk (Ermeni baş kilise) merkezi de olmuştur.

Merkeze yakın Aşodi / Aşota Kariyesi’nde: 1914 yılına kadar 1103 Ermeni ve Hayermeni Mezopotamya İsrailoğulları melezi pakradunileri istihdam ediyorlardı.

Osmanlı Kaynakları olan 1907 Salnamesi’nde Darende azınlık Ermeni ve pakraduni nüfusu: 2782 olarak tespitli olduğu belirlenmiştir. 

 Aşot, Aşut, Aşur, Aşota, Hakik gibi isimler Pakraduni Krallarına verilen adlardır.

 Mezkur isimler Pakraduni ve Ermeni yerleşim yerlerine de ad olarak verilirdi.

 Aşota Köyü’nde  Surphagop Kilisesi ve Surp Astavatzadzin  Manastırı bulunmaktaydı.

 Haçın’da ise Büyük Haçın Kilisesi vardı.

1947 li yıllarda azınlıklara karşı ülkemizde  kışkırtıcı bir hareketde bulunuldu.

Ermeni Rum ve pakradunilerin malları yağmalanıyor ve onlara meydan dayağı atılıyordu. O zamanın hükümeti müsamaha göstererek azınlıkların adlarını nüfustan değiştiriyorlardı.  İşte Bu Ünallar’ın dönemi çocuklar nüfuslarına Türk, Oğuzhan, Asiltürk,  Türkoğlu, Mahir, Fatih, Osmanlı, gibi adlar ve soyadlar aldılar.

Aynı kişilerin Sinagoglarda ve Kiliselerde ayrıca azınlık isimleri de vaftizleri anında papazlar tarafından veriliyordu. Hem doğum günleri, hem eski uygarlıklarının isim verilme günleriyle vaftiz günlerini ayrı ayrı kutlarlar. Genelde iki isimleri vardır.  Azınlık soyadları saklıdır. Bizlere söylemezler ama, kendi aralarında kendileri bunu bilirler.

Osmanlı döneminde okuryazar sayısı:  binde dört idi. Neredeyse halktan kimse okur yazar değildi. Hatta,  Avrupa’daki matbaayı Osmanlı’ya getiren Nevşehirli Sadrazam Damat İbrahim Paşa’yı, “Matbaayı Osmanlı’ya getirdi” şeyhülislam fetvasıyla “500 Kur’an ı gavur yazısıyla bastırdı ” diye adamı boğdurtan dönme gayrimüslim din adamları yüzünden Osmanlı’da halk okur yazar değildi. Bir tek kitap, bir tek kuran bile yoktu evlerde. Azınlıklarımızın evlerinde kitaplar bulunuyor, batı onları besliyordu.Anadolu’daki ve tüm Türklerden asker ve vergi olarak istifade cihetine gidiliyordu.Arap alfabesi zaten zor bir alfabeydi.

1928 de Atatürk ve kurucular,  dil devrimi ile Arap zırva Alfabesi’ni kaldırıp, yerine düzenli Latin Alfabesi getirildi. Öğrenmesi çok kolaydı. 1928 de Türkiye’de 54.050 okul açıldı. Bu gün okuma yazma bilen sayımız %98’dir. Bu okulların 18.589’u şehirlerde, 35.046’sı köylerde açıldı. 46.000 öğretmen görev aldı. 1942 de okuma yazma oranı % 22.4’e yükseldi..

Bu dönemden sonra kitaplar, yazar – şairler çoğaldı. 

Osmanlı Dönemi’nde: 387 adet azınlık okulları vardı.  Cumhuriyet: “İslamköy’den ayağı çarıklı çıkıp da okuyarak köylü Türk Çocuğu’nun Cumhurbaşkanı olması; TC ve yeni Alfabesi” demektir.

Mahmut Esat Bozkurt:

“Alfabe Devrimi’ne karşı çıkanların bu soruya cevap vermeleri gerekir:

Bu Arap harfleri bu kadar mukaddesti diyelim, 600 sene bu molla takımı, halka okuma yazma öğretemeyip, neden kör ve sağır bıraktı?

Hakikat şudur ki; bunlar halkın, okuyup yazamamasından memnunlardı. 

Okuma yazma bilen halk bunları sırtlarında uzun yıllar taşımayacaktır. ” demiştir.

Böyle olduğunu bildiği halde,

Dil ve Türk düşmanlığı yapan Mahiryan: Türk Dili’ni neden inkar etti, neden aşağıladı?

Mahiryan: Arap alfabesi’ni de istemez. Onun özlediği Ermeni’nin kullandığı Hayoc alfabesidir.

Mahiryan’ın etnisitesi ağır basmış olup bir medeniyeti, bir milleti yok saymıştır..

“Ben Ermeni asıllıyım, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım” diyenler; bizim baştacımızdır. İhanet eden ayrım yapana biz de karşıyız.

Fedon, Barış Manço, Cem Karaca,  ve ayrım yapan : Esenboğa Hava alanı saldırısını yapan Asala Ermenilerini kınamak için kendini yakan Ermeni vatandaşımız: Artin Penikyan, Rom ve Pakraduni asıllı vatandaşlarımız başımızın tacıdır.

Ayrım yapan Mahiryan,  Gülinyan,   Saraylıyan gibilerine de;

 Kemalpaşazade  Said Bey’in dediği gibi:

 “Arapça isteyen Urban’a gitsin!

 Acemce isteyen, Acem’e gitsin!

 Frengiler, Frengistan’a gitsin!

 Ki; Biz Türk’üz. Bize Türkçe gerekir!”  dememiz gerekir.

 Biz de, Mahiryan’a ve Türk Dili’ne ve Türklüğe düşman olana: ‘mezkûr dörtlüğü: atfederiz. 

 Mecliste çok Mahiryanlar var ki; TBMM’de  “Türk’üm” diyebilen sayılı kişidir.

 Bu kadar gizli işgalin içerisinde bu tür saklılar, ara-sıra böyle naneler yiyeceklerdir.

Ne mutlu Türk’üm diyene! Ne mutlu Türk’üm diyebilene!

Saygılarımla

  • Dogecoin
Scan to Donate Dogecoin to DNox82jQRtxyeXEEdn9pF8rSDv4vRugfZF

Bizi Dogecoin ile destekleyin!

Silivri'nin Sesi hiçbir siyasi partiden ve siyasetçiden ilan ve para almamaktadır. Bağımsız yerel haberciliğin devamı için bize Dogecoin bağışlayarak destek olabilirsiniz.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

HAYAT

Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev Hayat’tır… Ercan Çakır; “Sayın Semih Tufan…

F-CIA’NIN HEDEFE KOYDUĞU İLK ASKER

Veli Paşa’yı önce paçavra gazetelerinde linç ettiler. Susurluk komisyonuna çağrıldı ama gitmedi…

XXI. ASIR YÜKSEK BİLİM SANAYİ TEKNOLOJİ YARIŞINDA; POLİTİKA VE STRATEJİ NASIL OLMALIDIR?

Tarihten bugüne 200 000 yıllık insanlık tarihinde doğru ve yanlışın mücadelesi ile…

BÜYÜK DAHİ ATATÜRK’TEN SONRA, 84 YIL KAN KAYBEDEN TÜRKİYE NASIL KURTULUR?

10 Kasım 1938, Atatürk’ün bu dünyadan ayrılmasını müteakip, 3700 Atatürk yanlısı yönetimden…

BİZ KİM MİYİZ?

Biz; Anadolu’da OĞUZ’ uz, Orta Asya bozkırlarında KIPÇAK, Doğu Türkistan’da KARLUK’ uz.…

HAYIR!

Dün “HAYIR” dedik, düşmanı defettik. Dün “HAYIR” dedik, işgali bitirdik. Dün “HAYIR”…

BİR HİKAYE BİR DERS

Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir.Meşrebin usulünce bundan sonra her…

HOCALI KATLİAMI TANINMALI

Hocalı Katliamı’ na dikkat çekmek istiyorum. Bütün dünyanın sözde Ermeni Soykırımı yalanı…

HOCALI’DA NELER YAŞANDI?

Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki…